
Cide’den Yükselen Feryad; Taşra Olmanın Bedeli
Kastamonu'nun kuzeydeki incisi, Karadeniz'in hırçın dalgalarıyla kucaklaşan Cide. Bir zamanlar fındık bahçelerinin bereketiyle, çam kokulu ormanların huzuruyla anılan bu şirin ilçe, bugünlerde bambaşka bir feryadın pençesinde kıvranıyor. Bu feryat, taşranın unutulmuşluğunu, "uzak" olmanın ağır bedelini ödeyen binlerce insanın ortak çığlığı.
Cide'nin köylerine uzanan yollar, sadece birer ulaşım hattı değil, aynı zamanda umut ve çaresizliğin de sembolleri. Bu yollar, "yol" denilmeye utanılacak kadar kötü durumda. Çukurlarla bezeli, çamurlu, kışın karla kaplandığında tamamen kapanan bu güzergahlar, köylünün hayatını bir çileye dönüştürüyor. Bir ürününü pazara götürmek isteyen çiftçi, okula gitmek isteyen çocuk, en basitinden bir sağlık sorununda doktora ulaşmak isteyen yaşlı... Hepsi, bu yolların bitmek bilmeyen eziyetine mahkum. Zaman zaman sosyal medyada paylaşılan görüntüler, bu dramın sadece küçük bir kesitini sunuyor. Ambulansın çamura saplandığı, hastanın traktörle taşındığı, doğum yapmak üzere olan bir kadının saatlerce yolda mahsur kaldığı haberleri, ne yazık ki Cide için sıradan vakalar haline gelmiş durumda. Bu durum, sadece bir ulaşım sorunu değil, aynı zamanda insan onuruna yakışmayan bir yaşam biçimini de dayatıyor.
Ancak Cide'nin yarası sadece yollarla sınırlı değil. Sağlık hizmetleri de bu uzak coğrafyanın kanayan bir başka yarası. İlçedeki hastane, varlığıyla bir nebze olsun umut verse de, yetersiz branş doktoru sorunu bu umudu gölgeliyor. Bir ilçenin, hele ki coğrafi olarak bu kadar izole bir ilçenin, temel branşlarda dahi uzman doktor sıkıntısı çekmesi kabul edilemez. Kadın doğum uzmanı yok, çocuk doktoru yok, dahiliye uzmanı yok... Liste uzayıp gidiyor. Bu durum, basit bir rahatsızlığı olan vatandaşın bile kilometrelerce yol kat ederek çevre illere gitmek zorunda kalması anlamına geliyor. Acil bir durumda, zamanla yarışılan anlarda, bu eksiklikler hayati sonuçlar doğurabiliyor. Hastanın sevk edilene kadar geçen süre, bazen telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açabiliyor. Bu, sadece bir doktor eksikliği değil, aynı zamanda bir yaşam hakkı ihlali.
Cide'nin bu çığlığı, aslında Türkiye'nin birçok taşra ilçesinden yükselen ortak bir feryat. Büyük şehirlerin ışıltısı altında unutulmaya yüz tutmuş bu yerleşim yerlerinde, insanlar temel hizmetlere dahi erişmekte zorlanıyor. Köy yollarının perişan hali, sadece ekonomik değil, sosyal ve kültürel bir kopuşu da beraberinde getiriyor. Gençler, bu şartlar altında köylerde kalmak istemiyor, göç kaçınılmaz hale geliyor. Bu da köylerin boşalmasına, tarımsal üretimin azalmasına ve kültürel mirasın yok olmasına zemin hazırlıyor. Sağlık alanındaki eksiklikler ise, zaten zor olan yaşam koşullarını daha da ağırlaştırıyor, insanları kaderleriyle baş başa bırakıyor.
Cide'nin sorunları, sadece Cide'nin sorunları değil. Bu sorunlar, ülkenin kalkınma vizyonunun, eşit hizmet anlayışının ve insan odaklı politikaların bir aynası. Bir yerleşim yerinin coğrafi konumu, oradaki insanların yaşam kalitesini belirlememeli. Her vatandaş, nerede yaşarsa yaşasın, modern dünyanın sunduğu temel hizmetlere erişebilmelidir. Köy yollarının asfaltlanması, hastanelere yeterli sayıda branş doktoru atanması, sadece birer altyapı veya kadro meselesi değil, aynı zamanda birer insanlık görevidir.
Cide'den yükselen bu feryat, yetkililerin kulaklarında yankılanmalı, vicdanlarda bir sızı oluşturmalı. Taşranın unutulmuşluğu, daha fazla göz ardı edilmemeli. Cide'nin hak ettiği, sadece Karadeniz'in güzellikleriyle anılmak değil, aynı zamanda insanca yaşanabilir bir yerleşim yeri olmaktır. Bu, Cide halkının en temel hakkıdır ve bu hak, bir an önce teslim edilmelidir.
